top of page

Unutulan Kadim Element, Lityum!

Yazarın fotoğrafı: Sbazel
Sbazel
30 Haz 2023
5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 7 May 2024


-

--

---

----

-----

------

-------

--------

Büyük Patlama (Big Bang) Anı


O, her şeyi başlatan andı. Her şeyi başlatan o andan yani hiçliğin tekilliğinde gerçekleşen bizim büyük patlama diye adlandırdığımız, sebebi ve sonuçları üzerinde hala teoriler ürettiğimiz yaradılışa dair en güçlü teori

O andan sonra 3 element oluştu

Hidrojen, Hidrojenin hemen birbiriyle etkileşime girip oluşturduğu Helyum, diğer tüm elementler hidrojen etkileşimi sonucu oluşmasına rağmen evrenin başlangıcından itibaren bulunan ve diğer elementlere dönüşmeyen, dönüştürülemeyen Lityum vardı.

Bu bilgileri tesadüfü olarak öğrendim ve müthiş ilgimi çekti. Vay be en başından beri vardı, diğer tüm elementlerin girdiği değişim süreci evrim sürecinde en başından itibaren biraz farklıydı.

Bugün psikiyatride bir çok hastalığın tedavisinde kullanılan bu elementin neden sağlık alanında kullandığını araştırmam evet kabul mesleki bir deformasyondu :) Şöyle ki anlatayım o zaman biraz madem ısrar ettiniz :)


Lityum, 1800 yılında Brezilyalı kimyager ve devlet adamı José Bonifácio de Andrada e Silva tarafından İsveç'teki Utö adasındaki bir madende keşfedildi.Ancak 1817 yılında  Johan August Arfwedson, bulunan bu maddenin yeni bir element olduğunu keşfetti. Berzelius, bu alkali elemente Yunanca λιθoς ("taş" anlamına gelen lithos olarak çevrilmiştir) kelimesinden "lithion/lithina" adını verdi.
Lityum, 1800 yılında Brezilyalı kimyager ve devlet adamı José Bonifácio de Andrada e Silva tarafından İsveç'teki Utö adasındaki bir madende keşfedildi.Ancak 1817 yılında Johan August Arfwedson, bulunan bu maddenin yeni bir element olduğunu keşfetti. Berzelius, bu alkali elemente Yunanca λιθoς ("taş" anlamına gelen lithos olarak çevrilmiştir) kelimesinden "lithion/lithina" adını verdi.




"1940'ların sonunda, Avustralyalı psikiyatrist John Cade, manik-depresif bozukluklarda dramatik iyileşmeler sağlayan bir keşif yaptı. Kendi üzerinde yaptığı deneylerle lityumun ruh halini düzenleyici etkisini bizzat tecrübe eden Dr. Cade, ardından bu bulgularını mani ve depresyon tedavisinde kullandı. Çalışmaları sonucunda, bu elementin psikiyatri alanında devrim niteliğinde bir ilerlemeye yol açtı. 1960-1970'lerde birçok ülke tarafından tanınan bu tedavi metodu, 1970'te FDA tarafından onaylanarak Amerika'da kullanıma girdi ve lityum bu sayede psikolojik hastalıkların tedavisinde önemli bir yere sahip oldu. Bugün bile bipolar ve major depresyon tedavisinde en etkin maddelerden biri olarak kabul edilmektedir."


Peki biraz daha temelden gidelim.


Aslında tıbbi kullanımı 1800 lerin ortalarına dayanıyor fakat bir şekilde bilgi unutulmuş. Londra'da dahiliyeci Alfred Baring Garrod, 1847 yılında gut hastalarının kanında ürik asit keşfettikten sonra, ürik asit karşıtı bir ajan olarak lityumu incelemiş ve 1859'da "The Nature and Treatment of Gout and Rheumatic Gout" adlı kitabı yayınlamıştır. Bu kitap, lityumün yaygın kullanımına yol açmıştır.

Yine hakkında en erken psikiyatrik referanslar 1870 yılında Amerika Philadelphia'daki nörolog Silas Weir Mitchell tarafından yapıldı. Mitchell, lityum bromürü bir nöbet önleyici ve hipnotik olarak önermiş ve daha sonra "genel sinirsel bozukluk" tedavisinde lityum bromürün kullanımını teşvik etmiştir, yine Amerika New York'taki Bellevue Hastanesi Tıp Fakültesi'nde zihin ve sinir sistemi hastalıkları profesörü William Hammond, mani tedavisi için lityum kullanmayı öneren ilk doktor olmuştur: "Son zamanlarda, akut mani vakalarında lityum bromidini kullandım ve beyin damarlarında bulunan kan miktarını azaltmaya ve var olan sinirsel uyarıyı yatıştırmaya yönelik diğer tüm ilaçlardan daha memnun olduğum sonuçlar elde ettim." şeklinde ifadesi kayıtlarda mevcuttur. Aynı dönemde Danimarka'da, psikiyatrist Frederik Lange, lityumu melankolik depresyonun profilaksisinde kullanmaya başladı ve nihayetinde lityum karbonat ile 35 hastayı tedavi etti. Kardeşi Carl ise, 1800'lerin ortalarında Danimarka'ya lityumu tanıtan Kopenhag'da patoloji profesörü olarak tanınır, ancak konuyla ilgili çok az şey yazmıştır. Erken dönem Danimarka ve Amerikan lityum çalışmaları kısa süre sonra unutuldu ve 20. yüzyılın ilk yarısında psikiyatri literatüründe lityuma neredeyse hiç referans bulunmamaktadır.



Lityumun modern bir psikiyatrik ilaç olarak keşfinde ve elbette manik depresyon ve ruhsal hastalığın tedavisinde kalıcı olarak etkileyen kişi, Avustralya'nın kırsal kesimindeki küçük bir hastanede yaptığı araştırmalarla John Cade olarak biliniyor.


Uzun yıllar önce lityumu gut tedavisi olarak kullanmanın başarısını bilen John, mani hastalarında sıklıkla görülen "psikotik uyarılma" durumunun ürik asitle ilgili bir durum olabileceğini hipotez etti. Ürik asit karşıtı molekülleri araştıran doktor bir ilaç olarak lityumu seçti ve Bundoora Repatriation Hastanesi'nde lityum sitrat ve lityum karbonat ile 10 hastasını tedavi etti. Bazı hastalar inanılmaz derecede iyi yanıt verdi ve yıllar süren hastanede yatışın ardından neredeyse normal işlevlerine döndüler. John’un orijinal makalesi, 1949 yılında bir Avustralya tıp dergisinde yayımlandı. Bugün psikiyatri tarihinin en çok atıf yapılan makalelerinden biri haline gelen bu makale, o dönemde kısmen kalp yetmezliği olan hastalarda sodyum klorür yerine lityum klorür kullanma denemesinin başarısızlıkla sonuçlanması nedeniyle o dönemde genellikle fark edilmedi. Bir sürü olumlu etkisi gözlenmesine rağmen; kandaki düzeyi, malzeme yetersizliği sebebiyle ayarlanamayan, toksitesi de bu sebeple izlenemeyen bu elementin kullanımı efektif şekilde sağlanamadı. Bu durum, 1958 yılında "Coleman fotometresi"nin tanıtımıyla tamamıyla değişti. Bu fotometri ile gerekli lityum miktarı hesaplanabilecek ve ayarlanabilecekti. Bu gelişme, lityumun klinik psikiyatride yaygın bir şekilde kullanılmasının önünü açtı.


Lityum'un hekzametrik görünümü

Bugün yüksek refah ülkelerinde anti-aging etkileri sebebiyle tercih edilen, psikiyatrik dozunun 300’de biri kadar yani günlük 1 mg- 5 mg olarak kullanılan lityum; hikayesi ve olumlu etkilerinin gösterildiği çalışmalar sebebiyle olması sebebiyle daha fazla ilgilimi çekti ve şans vermek istedim; daha fazla araştırdım. Araştırmalarım sonucu aşağıdaki verileri elde ettim.



  • Lityum ve intihar oranları: İçme suyundaki lityum seviyeleri ile intihar oranları arasında bir ilişki bulunmuştur. Özellikle Avusturya (Kapusta et al., 2011) ve Japonya(Ohgami et al., 2009)'daki çalışmalar, su kaynaklarındaki yüksek lityum seviyelerinin intihar oranlarını düşürdüğünü göstermiştir.

Not: İçme sularında lityum yüksekliğinin olumlu hayat indekisini %40 olumlu etkilediği tartışmalı çalışmalar bile var


  • Lityum ve demans: Yüksek doğal lityum içeriğine sahip suyun, Alzheimer hastalığı riskini azaltabileceği bulunmuştur. Ancak bu sonuçlar kesin değildir ve daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.(Kessing et al., 2017)


  • Lityum ve suç oranları: Su kaynaklarındaki lityum seviyeleri ile suç oranları arasında bir bağlantı olduğunu gösteren bir dizi çalışma bulunmaktadır. Özellikle Texas'ta yapılan bir araştırma, içme suyundaki yüksek lityum seviyelerinin suç oranlarını azalttığını göstermiştir. (Dawson, 1970)


Ayrıca güncel çalışmalardan aldığım notlarda 1-4 mg günlük lityum alımının nöroplastisiteyi (beynin tecrübe ve öğrenme yoluyla değişebilme ve adaptasyon gösterebilme yeteneğini ifade eder). artırdığı, hücre sağlığının ve hücre ömrü üzerinde antioksidan etkileri olduğu göstermiştir.

Bunun üzerine Amerika’dan çok yüksek puanlı yorumu olan bir 1mg lityumu sipariş ettim ve kullanmaya başladım.


Açıkçası şu ana kadar hayatımı etkileyecek bir psikiyatrik rahatsızlığım olmadı umarım olmaz da :) Ama herkesin irili ufaklı yaşadığını düşündüğüm duygusal dalgalanmalarımı yok etti desem yeridir. Kesinlikle artık güne daha canlı ve pozitif olarak kalkıyorum.


Johan August Arfwedson, 1817'de lityumun keşfiyle tanınır.
Johan August Arfwedson, 1817'de lityumun keşfiyle tanınır.


Şimdi bir biyolog olarak bu moleküle bakmak istiyorum.

  • Bulunduğu yerde suç daha az,

  • Canlılık daha fazla (Lityumu yüksek konsanstrasyonda içeren habitatlarda(Avusturalya, Arjantin, Brezilya gibi) canlılık daha fazla,

  • Canlılar daha az intihar ediyor,

  • Daha uzun yaşıyor ( C. elegans adlı bir nematod üzerinde lityumun yaşam süresini uzattığı görülmüştür. (McCormick et al., 2013) veya lityumla tedavi edilen bipolar bozukluğu olan hastaların çalışmaları, birçok diğer etkinin yanı sıra, lityumun bu hastalarda telomer kısalmasını kısmen tersine çevirdiğini ve mitokondriyal fonksiyonu artırdığını gösterir, ancak lityumun bu farmakolojik etkileri nasıl ürettiği anlaşılmaz. ) ,

  • Daha dengeli oluyor,

  • Birçok hastalığı tedavi ediyor (Lityum bitki , hayvan ve insanlarda bir çok hastalığın aktif tedavisinde kullanılıyor.)

Tüm bu etkiler ve çalışmalar açıkçası beni ikna etti, Acaba bize iyi gelen diğer tüm elementlerin aksine Hidrojenden evrilemeyen veya evrilmeyen bu ayrıkı element hepimizde belirli bir ölçüde bulunması gereken bir parça mı?

Son elektron halkası merkez çekim hattına çok yakın bu sebeple çok yüksek enerji yüklü elektronlar taşıyorlar, sinir sistemi gibi yüksek işlem gücü gerektiren sistemlerde kullanılması muhtemel bu elektronlar lityumun sinir sistemi sağlığındaki rolünü belki açıklayabilir?

Bu yüzden mi iyi geliyor ? gibi ; bu molekül çorbasına(kendim) iyi gelen, ama hala nasıl çalıştığını bilmediğim bu element benim için gizemini koruyor. Tanrı elementinin; başlangıçtan dağılan bu parçanın içinizde hiç eksilmemesi temennisiyle :) Aşağıya konu ile alaklı güzel bir video bırakıyorum.





Life Extension, Lithium, 1,000 mcg, 100 Vejeteryan Kapsül:




Yorumlar


bottom of page