top of page

Salisilik Asit

  • Yazarın fotoğrafı: Sbazel
    Sbazel
  • 11 Haz 2023
  • 3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 1 Tem 2023

Bitki moleküllerinde saklı bulunan bazı bileşiklerin neden bize faydalı geldiği hala tam bir muamma! Ama bu arkadaş öyle değil kendisini az ya da çok bir şekilde çözdük. Kendisi 3500 yıldır kullanılan; 1897'de ticari sentezi yapılan, 1971 de mekaniğini çözen bilim insanına nobel ödülünü getiren bir molekül. Evet bir nevi büyülü bir molekül.



Söğüt Ağacı (Kabuğunda ve yapraklarında salisilik asidi yani şifaasını barındırır)

Söğüt Ağacı (Kabuğunda ve yapraklarında salisilik asidi yani şifaasını barındırır)




Bazı bitkilerin bize neden iyi geldiğini, aslında iyi gelmesini sağlayan molekül veya moleküllerin tam olarak ne olduğunu hala bilmiyoruz. Evet belki bundan 1000 veya 2000 sene önce bu yazıları bir papirusa karalamaya çalışıyor olsaydım size şu bitkinin şurası şunun surası şifalıdır diyip geçecem. Peki neden şifaalıdır gibi aklımı tırmalayan bir soruyu cevaplamam pek mümkün olmayacaktı. Açıkçası benim de ilgimi çeken kısmı şifalı olup olmaması değil Linus Pauling gibi neden şifalı olduğu sorusudur. Ve iyiki bu yazıları bir papirusa değil dijital bir ekrana yazıyor, aklıma takılan bu gibi sorulara daha net cevaplar alabiliyorum. Galen ve Hipokrat gibi hekimlerin reçetelerinde kendine yer edinen, eski tablet ve kitabelerde şifacılar ve yerel halkların sık kullandığı adını kabuğunda bolca bulunduğu söğüt ağacından (Salix: Söğüt) alan salisilik asit molekülü ile ilgili bugün neden şifaalı gibi soruların bir kısmına cevap verebiliyoruz. Ama ondan önce biraz kendimce hikayesinden bahsetmek istiyorum.


“İyi bir fikre sahip olmanın en iyi yolu, insanın birçok fikrinin olmasıdır.”   -Linus Pauling


“İyi bir fikre sahip olmanın en iyi yolu, insanın birçok fikrinin olmasıdır.”


-Linus Pauling










1897'de Felix Hoffmann'ın babası romatizmal ağrılardan şikayetçi idi. O dönemde romatizmal hastalıklar için de kullanılan salisilik asidin tek bir formu vardı sodyum salisilat. Bu formun hem tadı çok kötü idi hem de mide ile ilgili çok fazla probleme sebep olduğu biliniyordu. Salisilik asit molekülünü saflaştırmak, mide rahatsızlığını azaltmak ve tabiki bağlı bulunduğu Bayer firmasına ticari bir başarı kazandırma amacıyla yola çıkan Hoffmann molekülü asetilleyerek bugün aspirin diye bildiğimiz asetil-salisilik asit formunu ortaya koydu. Bu, insanın doğaya ait bir keşfinin, küçük bir müdahalesi ile özgünleştirilip ticarileştirilme başarısıdır aynı zamanda. Ünlü kimyager bu başarısı ile yetinemeyerek aynı yöntemle 11 gün sonra morfin bağımlıları için yeni bir "ilaç" olan eroinide sentezleyen kimyagerdir aynı zamanda.



"Eroin ve Asetil salislik asidin(ASPIRIN) mucidi  -Felix Hoffmann


1930'lara kadar DSÖ tarafından ilaç listesine alınan morfin; tüberküloz hastaları, morfin bağımlıları

ve şiddetli ağrılar çekenler için kullanıldı.


"Eroin ve Asetil salislik asidin(ASPIRIN) mucidi


-Felix Hoffmann







İşte üretilen bu molekül o kadar çok amaçla kullanılmışki, mucize ilaç olarak nam saldığı olmuş. 1900 lerin başında gribal enfeksiyonlardan kavrulan avrupa kıtasında bu enfeksiyonlara karşı kullanılmış başarılı bulunmuş, 1930 larda aspirin kullanan kişilerde kalp rahatsızlıklarının azaldığı yönünde bildirimler yapılmış, yine 1950’lerden sonra bu ilacın kalp krizi ve felç riskini azaltabileceği yönünde fikirler ciddi bir şekilde ortaya atılmış. 1971’de İngiliz Farmakolog Sir John Vane’nin, ASA’nın insan metabolizmasındaki ağrıyı nasıl durdurduğunu belirlemesi, Hoffmann’dan sonraki en büyük adımdır. O güne kadar maddenin etkisi biliniyor, yeni etki alanlarına ulaşılıyor ancak bu etkiyi nasıl ve hangi süreçle yaptığı bilinmiyordu. Bu buluşu Vane’ye 1982 yılında Nobel Tıp Ödülünü’nü kazandırdı.


John Vane(soldaki) Aspirin'in(asetil salisilik asid)  COX yolakları ile etki ettiğini bulmuştur.


John Vane(soldaki) Aspirin'in(asetil salisilik asid)

COX yolakları ile etki ettiğini bulmuştur.














asetil salisilik asid

Yine kimyasal modeli yandaki gibi olan molekülümüz modern tıp tarihinde şu yolları aldı.

  • Kanadalı nöroloji profesörü Henry J. M. Barnett, ASA’nın yüksek dozlarla beyindeki geçici dolaşım rahatsızlıklarını, ikinci felç geçirmeyi ve felç sebebiyle ölüm riskini önemli ölçüde azalttığını kanıtladı.

  • 1985’te Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) Margaret Heckler, kalp krizi geçiren kişilerin bu ilacı her gün düzenli almaları halinde ikinci kriz ihtimalinin %20 gerilediğini açıkladı.

  • Yine Amerika’da 22,000 sağlıklı doktoru kapsayan kontrollü bir araştırmada, ilaç kullanımının kalp krizi riskini %44 oranında gerilettiği ortaya kondu. Newsweek Dergisi, araştırma sonuçlarını 8 Şubat 1998 tarihli sayısında kapak dosyası yaptı.

  • 1996’da FDA, ilacın akut kalp krizi kuşkusu içindeki kişilerde tercih edilmesini tavsiye etti.




Yani uzun lafın kısası olarak, bu sitede yapmayı amaçladığım şey o insanlara; insanlığın çok uzun süren bilgi birikimleri ile sahip olduğu kadim bilgilerin, modern tıbbın denetliyici ve tenkit edici yaklaşımı ile modifiye edilmiş en bütünleştirici bilgileri paylaşmak. Bu molekül insanlığın hayatını değiştirdi ve hepimizin ortalama ömrüne etki etti. Ve biz 3500 yıldır bildiğimiz bu molekülü yaklaşık 100 sene önce standardize ettik ve tüm insanlık tarafından şifaa niyetine alıyoruz. Bu süreçte bu molekül binlerce insanı iyileştirdi, benim bildiğim 2 nobel ödülünün konusu oldu. İşte size kendimce böyle bir molekülün hikayesini anlatmak istedim, son olarak aşağıya benim için çok anlamlı bir resmi; Felix Hoffmann'ın aspirini bulduğu güne ait laboratuvar defterine ait resmi koyuyorum.



Felix Hoffmann'ın aspirini bulduğu güne ait laboratuvar defteri










Biraz otur, biraz otur

Yağmurun geçmesine izin ver..

Yorumlar


bottom of page